Araştırmanın Amacı ve Önemi: Bağırsak mikrobiyotası, fizyolojik süreçler başta olmak üzere ruh
sağlığı ve bilişsel işlevlerle ilişkili olabilecek önemli bir düzenleyici sistem olarak değerlendirilmektedir.
Bu derlemenin amacı, bağırsak mikrobiyotasının ruh sağlığı ve bilişsel işlevler üzerindeki düzenleyici
rolünü incelemek ve bağırsak-beyin ekseni üzerinden işleyen temel biyolojik mekanizmaları mevcut
literatür ışığında değerlendirmektir.
Gereç ve Yöntem: Bu derlemede, bağırsak mikrobiyotası ile depresyon, anksiyete ve bilişsel işlevler
arasındaki etkileşim, mevcut insan ve hayvan çalışmaları ışığında ele alınmıştır.
Bulgular: Mikrobiyotadaki dengenin bozulması durumlarının duygudurum bozuklukları, stres yanıtında
değişiklikler ve bilişsel işlevlerde azalma ile ilişkili olduğu bildirilmiştir. Probiyotik ve prebiyotik
müdahalelere yönelik çalışmalar, bazı olumlu etkiler bildirse de yöntemsel heterojenlik ve bireysel
farklılıklar nedeniyle sonuçların sınırlı ölçüde genellenebilir olduğu görülmektedir. Mevcut literatür,
bağırsak-beyin ekseni aracılığıyla nöroinflamasyon, serotonin metabolizması, vagal sinyalizasyon ve
hipotalamus-hipofiz-adrenal aks üzerinden işleyen mekanizmaların bu ilişkide rol oynayabileceğini
düşündürmektedir.
Sonuç : Gelecekte gerçekleştirilecek uzun dönemli, randomize kontrollü çalışmaların, mikrobiyota
temelli terapötik yaklaşımların klinik uygulamalara entegrasyonunun değerlendirilmesi beklenmektedir.
Araştırmanın Amacı ve Önemi: Halitozis, sadece biyolojik bir sorun değil, bireyin yaşam kalitesini,
algısını ve sosyal iletişimini olumsuz etkileyen multidisipliner bir durumdur. Bu çalışmanın amacı;
halitozisin etiyolojik faktörlerini (ağız içi ve ağız dışı), mikrobiyolojik mekanizmalarını, güncel
tanı araçlarını ve tedavi yaklaşımlarını sistematik olarak değerlendirmektir. Özellikle psödohalitozis
ve halitofobi gibi durumların ayırt edilerek kliniklerde gereksiz tedavi süreçlerinin önüne geçilmesi
hedeflenmektedir.
Gereç ve Yöntem Çalışma: PRISMA (Sistematik İncelemeler ve Meta-Analizler için Tercih Edilen
Raporlama Ögeleri) yöntemine uygun olarak tasarlanmış bir sistematik derlemedir. PubMed, Scopus ve
Web of Science veri tabanları; “halitosis”, “VSC”, “etiology” ve “diagnosis” gibi anahtar kelimelerle
taranmıştır. Tarama sonucunda belirlenen 1.452 makaleden, dahil edilme kriterlerini karşılayan 118
çalışma bilimsel analiz için seçilmiştir. Veriler; etiyoloji, tanı, mikrobiyoloji ve tedavi temaları altında
gruplandırılarak anlatımsal (betimsel) sentez yöntemiyle analiz edilmiştir.
Bulgular: Etiyoloji: Vakaların %80-90’ının ağız içi kaynaklı olduğu ve en önemli faktörün dil kaplaması
olduğu saptanmıştır. Ekstraoral nedenler (%10-20) arasında diyabet (aseton kokusu), böbrek yetmezliği
(amonyak kokusu), karaciğer bozuklukları ve solunum yolu enfeksiyonları yer almaktadır.
Tanı yöntemlerinde organoleptik ölçüm (klinisyen değerlendirmesi) düşük maliyeti ve gerçek algıyı
yansıtması nedeniyle hala “altın standart” kabul edilmektedir. Ancak, objektifliği artırmak için gaz
kromatografisi, yapay zeka destekli elektronik burunlar, otofloresan görüntüleme (QLF-D) ve akıllı
yutulabilir kapsül sensörleri gibi yeni teknolojiler öne çıkmaktadır.
Halitozisin tedavisinde mekanik dil temizliği ve plak kontrolü temel stratejidir. Kimyasal ajanlar arasında
Kalay Florür (SnF2
) içerikli macunların sabah ağız kokusunu azaltmada etkili olduğu gösterilmiştir.
Ayrıca probiyotikler ve lazer tedavileri de potansiyel seçenekler arasındadır.
Sonuç: Halitozis yönetimi, “tek faktör - tek tedavi” anlayışıyla yürütülemez; bütüncül bir strateji
gerektirir. Başarılı bir klinik yönetim için standart tanı araçları, etiyolojiye yönelik mekanik ve kimyasal
yöntemler ile hastanın psikososyal durumunun (anksiyete, özgüven kaybı vb.) birlikte değerlendirilmesi
esastır. Tanı sürecinde anamnez, klinik muayene ve cihaz ölçümlerinden oluşan üçlü yaklaşım en
güvenilir yoldur.
Araştırmanın Amacı ve Önemi: Dünya genelinde 1,5 milyardan fazla insan farklı derecelerde işitme
kaybı yaşamaktadır. Bunların yaklaşık 430 milyonu işitme kaybı nedeniyle engelli durumundadır
ve bu sayının 2050 yılına kadar 700 milyonu geçebileceği varsayılmaktadır. Bu çalışmada işitme
kaybının ortaya çıkardığı olumsuz durumların değerlendirilmesi ve bu olumsuz sonuçların önlenmesi
için odyoloji profesyonellerine düşen görevlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: WHO (World Health Organization), JCIH (Joint Committee on Infant Hearing),
AAA (American Academy of Audiology), AAP (American Academy of Pediatrics) ve ASHA
(American Speech-Language-Hearing Association) gibi uluslararası kurum ve kuruluşların raporları
ile işitme kayıplarıyla ilgili son yıllarda yapılan bilimsel çalışma sonuçları araştırılmıştır.
Bulgular: Çocuklarda işitme kaybının neredeyse %60’ı, aşılama, anne ve yenidoğan bakımının
iyileştirilmesi, orta kulak iltihabı taraması ve erken tedavi gibi önlemlerle önlenebilecek nedenlerden
kaynaklanmaktadır. Tedavi edilmezse, işitme kaybı çocuklarda iletişim, dil ve konuşma gelişimi,
bilişsel gelişim, eğitim, istihdam, ruh sağlığı ve kişilerarası ilişkiler üzerinde olumsuz etkiler yaratır.
İşitme kaybının yaygınlığı yaşla birlikte katlanarak artar; 60’lı yaşlardaki kişilerde %15,4 olan bu
oran, 90 yaşın üzerindeki kişilerde %58,2’ye yükselir. Tedavi edilmeyen işitme kaybı, yaşlılarda
görülen demans vakalarının %8’inden fazlasından sorumlu olabilir. Dünya genelinde, kulak ve
işitme bakımı ihtiyacı olanların %20’sinden azı ihtiyaç duydukları hizmetlere erişebilmektedir.
Sonuç: Tedavi edilmeyen işitme kayıpları ilerleyen yıllar içerisinde giderek artan maliyetlere neden
olmaktadır. Bu maliyet, özellikle sağlık bakımı, eğitim, verimlilik kayıpları ve toplumsal maliyetlerle
ilgili masrafları içermektedir. Odyoloji profesyonelleri (işitme ve denge sağlığı alanında hizmet
veren sağlık mensupları) konusunda küresel bir eksiklik bulunmaktadır. Bu eksiklik, bu hizmetlere
en çok ihtiyaç duyulan gelir düzeyi düşük ve orta olan ülkelerde daha belirgindir. İşitme kayıpları
özellikle odyoloji profesyonellerinin temel sorumluluğunda olan bir sağlık sorunu olup, odyoloji
profesyonelleri toplumsal korunma, değerlendirme, tanılama ve re/habilitasyon konularında önemli
görev ve çalışmalarda yer almaktadır.